YENİ DÜNYALARDA ----> HAYAL İLE BİLİMİN BULUŞTUĞU YER...

... Sadece Bilimkurgu ...


Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

Armada

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 Armada Bir C.tesi 15 Kas. 2008, 10:38

Parise geri döneli sadece 1 saat olmuştu.
Şehir merkezindeki büyük bir plazanın, yer altındaki gizli katlarından birinde bulunan, " farkedilmesi en zor olan yer , aslında tahmin edilince akla ilk gelen yerdir " mantığıyla inşa edilmiş, avrasra ordusu genel istihparat toplama ve sabotaj dairesi başkanlığına formalite icabı uğraması gerekiyordu.
Son görevi hepsinden zorlu geçmişti, armada paktının afrika kolunun mısırda yapmakta olduğu ve insanların genleriyle oynayarak yarı insan yarı hayvan birtakım ucubeler yarattıkları istihbaratına dayanan raporları okumuş ve ölüm gecesine en iyi adamlarından 50 tanesi ile birlikte sessiz bir mısır gecesine paraşütlerle süzülerek başlamıştı. Labaratuvarlar yok edildiğinde sadece 2 adamı hayattaydı, kutsal yeminlerini yine unutmak zorunda kalmış ve ölen arkadaşlarının cesetlerini armadanın keşif ekiplerine bırakmışlardı. " kural 127, ölüm şekli ne olursa olsun yada beden nasıl tahrip edilmiş olursa olsun, hiçbir uruk savaşçısı savaş alanında bırakılamaz " diye geçirdi içinden.
Son olaylarda onu yıpratan, kanlı savaşlar, ölen masum insanlar değil kutsal birlikteliğin ve itimadın zayıflıyor olasıydı.

Avrasya ordusunun, merkezi pekinde bulunan, silah geliştirme laboratuarlarındaki sayısız yenileme ve genetik güçlendirmeden sonra bile, okadar ölüm ve acı ve duygusal yıkımdan sonra yinede birşeyler hissediyordu. Yaşadığı olayların verdiği öfke patlaması içinde birikiyor ve biryetlerden çıkmaya çalışıyordu.
" gereksiz herifler " diye geçirdi içinden, verdiği toplam 16 farklı rapordan sonra bile, sabotaj merkezine formalite icabı uğraması zorunluydu, adını bilmediği tipsiz bir makinenin, 4 kolundan birinden çıkan sivri uçlu bir sondayı kulağına takacaklar ve tüm operasyonu canlı olarak izleyeceklerdi, " ellerinde biralarla, maç seyreder gibi " diye geçirdi içinden.

Aklını uzaklaştırdı bu düşüncelerden, telefonunu çıkardı, toplam 210 kötü günden sonra o numarayı tekrar çevirdi, telefon 1 kere çaldı ve hemen açıldı. Uzunca bir sessizlik oldu ve karşı taraftan titrek bir ses " geldinmi " dedi, kaan cevap vermedi " şu anda bir öğrencimin evindeyim, hemen eve geçiyorum lütfen hemen gel " diyordu titrek ses " kaan ordamısın ", cecile sevgilisini göremediği neredeyse yarım yıldan sonra sesini hiç olmadığı kadar yükselterek konuşuyordu telefonda, gözlerinden yaşlar akıyordu ama bir taraftanda hakim olamadığı gülümsemesini tüm güzelliğiyle sergiliyordu.
" cecile " dedi kaan ve yine bir sessizlik oldu, ne söyleyeceğini bilemiyordu aklında sürekli ölen onca adamın portreleri dolaşıyordu, " şey,....seni çok özledim " dedi " halletmem gereken küçük bir iş var, birilerine rapor vermem gerekiyor bu sabah evde olacağım " ve telefonu kapattı, nekadar değiştiğinin kendi bile farkındaydı, dünyada en değerverdiği şeyle konuşma tarzını analiz etti ve onu bu dünyada gerçekten seven tek kişinin kabalığını mazur göreceğini düşünerek içi rahatladı ve mutlu oldu.

" Bir süre dinlenmeye ihtiyacım var " dedi, karşısında uzunca bir masada oturmuş 12 adam, bürük bir bilgisayar ekranında, kaan ın kulağına takılmış cihazdan gelen verilerin görüntüye dönüşmüş halini incelerken, " hıhıhahah, umarım gece kötü kabuslar görmezsiniz " diye ekledi, masadaki adamlardan biri yayıldığı sandalyeden doğruldu, " aslında küçük bir hediyeyi haketmişsin zaten, iyi iş dedi" gözünü ekrandaki kaos dan alamıyordu " 11. kata in, muayne tamamlandıktan sonra 1 hafta boyunca gözetim altında serbestsin, yeni görev brifinginide iznine başlamadan alacaksın,
14. kat " wiskisinden bir yudum aldı, elini üniformasına sildi. " emredersiniz efendim " dedi kaan, görevlilerden biri kulağındaki cihazı çıkarırken.

Muayne bitmişti, kaan içinden " allahın belası 15 dakika daha " diye geçiriyordu, 14 kata inmiş 2 ayrı güvenlik bölümünden geçmiş askerleri selamlamış ve neticede general callahan ın brifig odasına ulaşmıştı. General onunla aynı anda odanın karşısındaki bir bölmeden odaya girmişti, kurmayları dağınık bir biçimde odada çalışıyorlardı, kaan selam verdi, general selamını aldı ve ekledi, " hoşgeldin albay ".
Kaan masada oturuyor ekrandaki görüntüleri izliyordu, Callahan ın bir adamı ayağa kalktı ve konuşmaya başladı " bu güne kadar karşılaştığımızdan çok farklı birşeyle karşı karşıyayız beyler, artık düşmanlarımız sadece etten ve kemikten oluşmuyor, artık sadece dünya litaratüründe bulunan silahlarla savaşmıyorlar, iblis amerikalıların yeni bir oyuncakları var ve neredeyse tüm güney amerika birliklerini yer altı laboratuvarlarında bu oyuncaklarıyla değiştiriyorlar ".
Callahan ayağa kalktı ve adamının sözüne devam etti " allahın belası bir kara büyü ile xenon teknolojisin karışımı olduğunu düşündüğümüz birşey, fakat tam bir sonuca varmamız zor çünkü elimizde herhangi bir örnek yok, ama eminim bu durum fazla uzun sürmeyecek çünkü rusya üzerinden kanada bölgesine gönderilen küçük bir silahlı grubumuz bu iblislerle karşılaşmış ve geri çekilmişler, ama ilk büyük uharebede onlarla tekrar karşılaşacağımız kesin ".
Callahan içkisinden bir yudum aldı ve devam etti " avrasya ordusu, japonyada gerçekleştirilen olagan genel toplantıda orta afrika üzerine büyük bir harekat gerçekleştirme planı aldı, harekat 22,08,2210 tarihinde gerçekleştirilecek, ve yeni amerikan oyuncaklarının armada afrika birliklerine yetiştirilmesine yetecek kadar zamanları var, harekat rusya komutasında olacak ve 1milyon askerleri katılacak, asker transferini türkiye üzerinden, türk ve yunan filoları gerçekleştirecek, ingiliz ordusu sas birimi tüm birlikleriyle doğu samandura bölgesine nakledilecek ve rus birliklerinin güvenliğini sağlayacak, ispanyol zırhlı birlikleri, cezayir üzerinden deniz yoluyla harekattan 1 gün önce nakledilmiş olacak ".

" peki benim plandaki rolum nedir " kaan kaçşlarını çatmış, birliklerinin adı geçmediği için aklında binbir tilki dolaşır bir biçimde dinliyordu, Callahan hemen yanıtladı " Uruk birlikleri, ispanyol zırhlı birimlerini korumak amacıyla yaşlaşık 1.5 hafta sonra hareket edecek, transfer işlemini ispanyol birlikleri hava birimi üstleniyor, göreviniz verilen koordinatlar dahilinde herşeyi yok etmek ve zırhlı birimlerin güvenliğini sağlamak olacak, yanına nekadar uruk alacağın konusunda henüz bir emir gelmedi ama tahminen 2000 adam yeterli olacaktır"

Gözlerinden yaşlar akıyor, hazırlamakta olduğu yemeğin içine damlıyordu. Aklında geçirdikler onca güzel gün uyandıkları onca güzel sabah vardı, Onu herşeyden hatta eğittiği küçücük çocuklardan bile daha çok seviyordu. " 210 gün " diye söylendi kendi kendine. " 210 günden sonra, sesi neden öyle geliyordu, neden okadar soğuk konuştu benle " aklında birsürü soru işareti vardı, Kaan üzerindeki değişimi azda olsa son görevine çıkmadan önce farketmişti zaten ve şimdi sevgilisinin tamamen değişmiş olmasından korkuyordu.

Karanlık yolda sessizce yürüyordu, o saatte açık bulduğu bir marketten aldığı türk rakısını içiyor, günün 24 saati insanların neşeyle dolaştığı, eylendiği, gülümsediği sokakları ard arda aşıyordu. Gözünün önünden ölen adamlarının simalerı gitmiyordu. Şişe bitmişti, bir apartmanın önünde sigarasından son dumanı çekiyordu, izmariti yere atıp kapıyı açtı, merdivenleri ağar ağar tırmandı. Onu camdan görmüş olan Cecile, hemen giriş kapısını açtı, merdivenlerin başında bir an duraksadı, " nekadarda güzel " diye geçirdi içinden, " hiç değişmemiş, benim meleğim hiç değişmez".
Ama içinden bunlar geçmesine rağmen, hiç konuşamadı nedense, boğazında düğümlenmiş birşeyler vardı.

Cecile o birkaç uzun saniyelik duraksamadan sonra koşup Kaan ın boynuna yapıştı, yanaklarından, dudağından öptü, ama Kaan hiç tepki vermiyordu, içeriye girdiler, Cecile yanaklarını okşayarak " sonunda " diyordu " sonunda Kaan ",
Ama Kaan yine tepki vermemişti, hiç konuşamamıştı, gözlerini Cecile nin gözlerinden alamıyordu, Cecile ona en sevdiği yemeği yapmıştı, oturdu ve hiç konuşmadan yemeğe başladı, Cecile masanın karşısında oturmuş, sessizce ve büyük bir mutlulukla onu seyrediyordu. nihayet Kaan konuşabildi, cecilenin yemeğini yerken sarfettiği onca cümleden sonra. " Bir hafta " , Cecile nin gözleri büyürmiş gbi geldi Kaan a.

Sevgilisi çok değişmişti, ruhundaki erozyon kadar, vücudununda çok değiştiğini anladı Cecile, suratındaki büyükçe kesik izi dışında, üzerini çıkarttığında tüm vücudunun, yüzlerce yara iziyle sarılı olduğunu gördü.
yatakta yanyana yatarlarken, birbirlerinin gözlerinin içine bakıyorlardı, Kaan ın gözünden akan 1 damla yaşı farketti Cecile , Fakat konuşmadı.

Ertesi gün, pariste geziyorlardı, kah bir bara gidip içki içiyorlar, kah bir parka oturup insanları izliyorlar, sonunda bir eylence parkına gelmişlerdi, Cecile Kaan ı neşelendirmek için herşeyi deniyordu ama nafile, Büyük bir mutlulukla elindeki dondurmayı yiyor, her nekadar sevgilisi hiç konuşmasada, onun varlığından nekadar mutlu olduğu gözlerinden okunuyor, ve Kaan nekadar ıkonuşmuyorsa, Cecile okadar konuşuyordu.Kaan ın ona aldığı yavru köpeği kucağından bir an olsun bırakmamıştı.

" fakat" Kaan bir anda, oturduğu atlı karınca pistinin yanında ayağa kalktı, havayı kokluyormuş gibi bir hali vardı, Cecile neşeyle ona gülümsüyor atlı karıncaya biniyordu. Kaan bir anda cecile nin ogüne kadar eşini duymadığı güçte vahşice bir çığlık attı, o yöne doğru bakan cecile havada, gökyüzünde şehrin üzerine doğru süzülen birçok renkli , ışık saçan obje görmüştü, Kaan Cecile ile son kez konuştu " YERE YAT CECİLE ".

Ama yere yatmatmasını söylemek çaresizce bir refleks ten başka birşey değildi. Avrasya ordusunun ona kazandırdığı insan üstü güçlerle, gelenin ne olduğunu biliyordu " M-11Cd tipi biyolojik savaş başlığı, tahrip alanı 30 km2 , tahrip gücü 30 saniye içinde sinir sistemin felç oluşu ve neticede beynin tüm aktivitesinin sona erişi", bilinci sağa sola yalpalarken bunlarıı düşündü, hiçbir biyolojik silah onu etkileyemezdi, insan tanrılarının bir armağanı. " teşke bende " diye düşündü,
" Teşke bende seninle ölebilseydim" , bilinci yerine geldiğinde şehir bir mezarlıktan ibaretti, askeri yeraltı tesisleri hariç herkezin öldüğünden emindi. Kendi kendine düşündüklerine hayret etti, herşeyi ölmüştü, cecile ölmüştü, büyük bir öfke patlamasıyla önüne çıkan herşeye saldırıyor, ısırıyor, yumrukluyor ve sonunda psikopatça bir şekilde hiç birşey yokmuş gibi duraksıyordu, Cecile nin ölü vücudunu fark etti , gitti yanına oturdu ve günlerce ağladı.

Kullanıcı profilini gör http://www.sitemyok.com

2 armada Bir C.tesi 15 Kas. 2008, 10:39

Fransız ordusu, canlı bulma umuduyla 2 gün sonra devriye gezerken onu buldu, o şatafatlı güvenli eski balık adam kostümlerine benzeyen zırhlarıyla, okadar şaşırmışlardıkı, işte orda sapa sağlam duruyordu, kucağında bir kızın ölü bedeni onunda kucağında yavru bir köpeğin küçük bedeni vardı. Ve cecileyi ondan almaya çalıştılar, bu 2 kişinin ölümüne, karantina aracının tamamen tahribine, 4 personelin yaralanmasına sebep oldu.

Uyandığında Paris in dışında bir askeri üsteydi, nöbetçi askerlerin birinin kolunu kırıp kimliğini gösterdikten sonra karargah komutanıyla konuşabildi, komutan karşısındakinin bir uruk savaşçısı olduğunu görünce, hemde sinirli bir uruk olduğunu görünce, hayatta kalmak için tüm bildiği duaları okuyarak, istihbarat ve sabotaj birliğine haber vermişti.

Kararlar değişmişti, Avrasya ordusunun kalbine parise, uzaya fırlatılmış bir platformdan yapılan bu füze saldırısı ve bunun xenon teknolojisi sayesinde tüm güvenlik sistemlerini aşabilmiş olması, Avrasyo ordusunun bir acil durum toplantısı düzenlemesine sebep oldu. Yapılması planlanan afrika saldırısının iptal edilişi ve daha fazla misilleme olmadan , direk armada kuvvetlerinin kalbi olan amerika kıtasına topyekün bir saldırı yapılması ve bu intihar saldırısı ile armadanın kalbinin sökülüp alınması kararı alınmıştı..

Saldırı Türkiye komutasında olacaktı, çünkü avrasya nın sahip olduğu en büyük güç yani Uruk savaşçıları, türk ordusunun komutasındaydı ve bu topyekün savaşa tüm güçleriyle düşmanı sonuna kadar yok eden yada kendileri sonuna kadar yok edilene kadar katılacaklardı. Yaklaşık 30 bin uruk savaşçısı 2 gün içerisinde rus hava kuvvetlerine ait, dev transport uçaklarıyla taşınacaktı, tüm avrasya ordusu hava kuvvetleri 1milyon ağır ve hafif savaş uçağıyla saldırıya katılıyordu, Tüm avrasya kara kuvvetleri yaklaşık 2 milyar askerlei ve yaklaşık 3 milyon savaş aracı ile savaşa katılacaktı.
Elit birimler armada nın kalbini vuracaklardı, uruklar armada nın kalbine yolculuk ederken, onları yeni teknolojiyi ve eskinin fanatizmini harmanlayan yaklaşık 3bin kişilik japon kamikaze birimi koruyacaktı.


Rus nakliye uçaklarının gürültüsünü duymuyordu, etrafta koşuşturan onlarca askerin bağırıp çağırması ona sivri sinek vızıltısından farksız geliyordu. Rus karargahının gazinosundan bulduğu büyük boy türk rakısını tamamen içmişti, yinede yeterli değildi. Cecile yi aklından çıkaramıyor, yakında armada paktının kalbine düzenleyecekleri intikam ve intihar saldırısı ile ölen onca sivilin ve cecile nin intikamını alacağı düşüncesiyle kendini avutuyordu Kaan.

Operasyon 1 saat sonra başlayacaktı, rusların yeni teknolojisi süpersonik nakliye uçakları, onu ve emrindeki diğer 30 bin uruk savaşçısını, armada paktının kalbine, amerikaya taşıyacaktı. Avrasya ordusunun 2 milyar adamla gerçekleştirecegi öldürücü saldırıdan önce, bir intihar saldırısı düzenleyip, tüm armada nükleer silolarını yok edecekler ve avrasya ordusunun saldırısının nüükleer yolla engellenmesini önleyeceklerdi. Onlar armadanın kalbine rus uçaklarıyla uçarken, onları Japon ordusunun fanatik şovalyeleri kamikazeler koruyacaktı, herhangi bir saldırıya karşı.

" Albay Kaan?" genç bir adam tam karşısında balistik roketlerin yanında belirmişti. Adam önce Avrasya ordusu standart selamını verdi ve akabinde japon kamikaze subaylarının kullandığı selamı çaktı. " Avrasya ordusu kamikaze birimi, 1. filo komutanı yüzbaşı bahemoth, emirlerinizi bekliyorum efendim ! ".

"bahemoth? hıhaha pekde japon ismine benzemiyor " dedi Kaan, ve yüzbaşı Bahemoth cevapladı, "Armada birliklerinin güney ingiltereye yaptığı saldırı sırasında ben ve 100 adamım orada savunma harekatına katılmıştık, ne yazıkki intihar saldırısı düzenleyecek kadar vaktimiz olmadan saldırı savuşturulmuştu, fakat standart savaş uçağı silahlarımla 17armada savaş uçağı düşürdüğüm için bu isim bana ingiliz hava birimleri pilotları tarafından layik görüldü efendim ! "
Adam selam pozisyonundan rahat konumuna geçti ve ekledi, " atalarımın bana taktığı isimle, hattari mataramasuko, bana istediğiniz biçimde hitap edebilirsiniz efendim, ben ve emrimdeki 2999 kamikaze, siz canınızı avrasya için vermeye giderken havada sizi koruyacağız ve eminim maymun kırak andhakes sizi karada savaşırken koruyacaktır !, burada bulunma sebebim harekat öncesinde herhangi bir emriniz olup olmadığıdır ! ".

Rüzgar tam istediği şekilde esiyordu, onu güneyden yakalıyor tamda istediği yöne, kuzeye doğru itiyordu. Gözlerinde 1 damla yaş peydah olmuştu, " tanrı sizi korusun " dedi kendi kendine, onlar amerikaya inerken,armada savaş filolarına karşı onları korumak pahasına canlarını vermiş olan kamikaze pilotları için. Aklında tek bir telsiz konuşması kalmıştı onlarla ilgili. Konuşma sırasında hava indirme harekatı komutanı general Ashgaroth şöyle diyordu " tüm kamikaze pilotlarının dikkatine, güney hava sahasında, yüksek yoğunlukta tanımlanamayan cisim tespit edilmiştir, uruk savaşçılarının güvenliği için, emrinde bulunduğunuz Avrasya ordsu için ve ana vatanınız japonya için, ne yapmanız gerektiğini biliyorsunuz beyler ".

Ve Kaan ın telsizinden duyduğu o kahramanca ses yükseldi " ben ve atalarına sağdık tüm kamikazeler, tüm avrsaya için, tüm japonya için ve tüm kahraman savşçıların ruhları için, SALDIRIYA BAŞLIYORUZ EFENDİM ! ".

Kaan ın gözlerinden 2 damla yaş süzüldü. Gözlerinin görebildiği kadarıyla, kahraman kamikazeler cephaneleri tamamen tükeninceye kadar svaşıyorlar ve cephaneleri tükenince kendilerine en önemli gelen hedefi bulup, uçaklarıyla o hedefe ölüm dalışı yapıyorlardı.
Uruk fanatikliğiyle ve asaletiyle yoğrulmuş yüreği, bu hava savaşçılarını görünce dha fazla dayanamadı, haykırışını daha fazla saklayamadı " BOŞUNA ÖLMEYECEKSİNİZ KARDEŞLERİM ! " diye bağırıyordu telsizinden, " BOŞUNA ÖLMEYECEKSİNİZZZZ ". Ve opesaryon başladı.

Gözleri kör olmuştu, savaş tanrısı mars tarafından kör edilmiş gibi geliyordu ona. Öldürürken bir taraftanda haykırıyordu" Cecileeeee " diye bağırıyordu. Tam otomatik gatling silahından çıkan kurşunları düşmanlarının üzerine saçarken, Yüzbaşı bahemoth aklına gelmişti , ne kadarda kahramanca savaşmıştı, ona karada layık olmak zorundaydı, telsizinden gelen konuşmaları dinliyor bir taraftanda ağır silahlarıyla önüne gelen her şeyi yok ediyordu.

Telsiz bir an olsun susmuyordu. " Doğu bölgesinde 30 düşman tankı yok edildi haaaahhhh", " düşman karagahı, ben yüzbaşı ahmet, intihar saldırısına başlıyoruz allah bizimle osun HAHAHA ", " yakın hava desteği, onayınız alınmıştır sizi ve etrafınızdaki tüm düşmaları 10 saniye içerisinde yok edeceğiz tansı sizi korusun, amin".

Kolidorlar boyunca ilerlemiş, Armada kuvvetlernin 4. nükleer silosunun ana reaktörüne kadar gelmişti, yaraları ölümcüldü, heryerinden hatta gözlerinden bile akan kan onu 2 kat daha vahşileştiriyordu, silahı yada kılıçları yetersiz kalınca, düşmanlarını elleriye, dişleriyle öldürüyordu, Cecile aklından bir an olsun çıkmıyordu, aklında hep aynı hayal vardı.

Kafam güzelken yazdığım kısa bir hikaye.

Karakter sınırı olduğu için 2 parçaya bölmek zorunda kaldım.

Kullanıcı profilini gör http://www.sitemyok.com

3 Geri: Armada Bir C.tesi 15 Kas. 2008, 23:37

SUNBAE

avatar
Admin
Selam

Sadece biraz göz gezdirdim yazdığın hikayeye. Oldukça güzel gözüküyor. Sakin bir kafayla okuyacağım. İstersen dergide de yeralabilir.
Eline sağlık.

Kullanıcı profilini gör http://yenidunyalarda.zforum.biz

Sponsored content


Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz